İslamî Hareketler böyle kritik bir dönemde, büyük zorluklarla karşı karşıya olmakla birlikte her türlü çürü(müş)lüğün zirve yaptığı ve insanlığın (özellikle Batı’nın gereksizler kategorisine soktuğu büyük çoğunluğun) açıktan yok olma tehdidiyle korkutulduğu tarihi bir kırılma noktasında çok büyük imkânları da açığa çıkarabilirler. Bunun için bir yandan kendi coğrafyasındaki diktatörlükler ve iş birlikçilerle mücadele ederken diğer yandan da dijitalizm, transhümanizm, posthümanizm tartışmalarıyla insanlığı karanlık bir noktaya taşımaya çalışan küresel çetelerle uzun soluklu bir hesaplaşmaya hazırlanmalıdırlar. Mevcut koşullar, İslamî Hareket ve onlarla birlikte hareket edecek olan dünyanın erdemli insanlarına bu çok katmanlı küresel çeteyi çökertebilecek yeni asimetrik savaş yollarını da armağan etmektedir.
İslamî Hareket, tevhid merkezli adalet arayışını toplumsal bir şahitliğe dönüştürdüğünde tüm mazlumların ve hakikat aşıklarının umudu olacaktır.
İnsan hakkında olumsuz öngörüler, o henüz varlık âlemine zuhur etmeden başlamıştı. Melekler, insanın sahip olduğu özelliklerin şiddet, çatışma ve bozgunculuk üreteceği ile ilgili birtakım düşüncelerini dışa vurup şaşkınlıklarını ortaya koymuş ve Allah’ın muradını anlamak istemişlerdi. Allah, Hz. Âdem’e verdiği üstün donanımla melekleri baş başa bıraktığında melekler ilahi hikmetin sonsuz gücü karşısında acziyetlerini ikrar ederek teslimiyetlerini sunmuşlardı.
İnsan, ahsen-i takvîm üzere yaratılmış olmakla birlikte içinde takvayla beraber fücuru da barındırmaktadır. Bu olumsuz eğilim ilk olarak Hz. Âdem ve eşinin yasak ağaçtan yemesiyle ortaya çıkmıştır. Yaşanan bu tecrübe, insanın akıl gibi yeteneklerinin yanında unutma gibi zaaflarının olduğunu, arzu ve duygularını akıl yoluyla vahye bağlamadığı sürece aldanarak büyük hatalara düşebileceğini göstermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva işlemiş oldukları hatanın ardından tövbe ederek şeytandan daha farklı bir yol izlemişlerdir. Böylece insan fıtratının takvaya daha uygun olduğunu ve bu olumlu yönü hatırlayıp harekete geçirdiği sürece insanın şeytanın ayartmalarına uymayıp hevâ ve arzularına yenik düşmeyeceğini ispat etmişlerdir.
Hz. Âdem’e meleklerin secde etme zamanı ile ilgili farklı görüşler olmakla birlikte Allah’ın ona ruhundan üflemesi ve eşyanın isimlerini öğretmesinden sonra secde ettikleri görüşü insanın hilafete layık bir düzeye erişmiş olmasıyla ilişkilendirilmesi açısından daha bir öne çıkmaktadır. Kur’ân insanın hem bedenen hem de ruhen en güzel şekilde yaratıldığını belirtmekle birlikte insanı yücelten asıl cevherin takva olduğunu, takvanın cisim ve şekilden daha ulvi değerleri temsil ettiğini bize öğretmektedir.
Hz. Âdem’e öğretilen isimlerin ne olduğu ile ilgili çok sayıda görüş vardır. Yorumların yakınlaştığı alan ise bu yeteneğin bilmek, anlamak, yorumlamak, ad vermek, tanımlamak, kavram üretmek ve icat etmek gibi vasıflarla ilişkili olduğudur. İnsan türü bu eşsiz kabiliyeti sayesinde eşyayı keşfedip yeryüzünü imar etme imkânına ya da bilgiyi yıkıcı bir güç olarak kullanıp dünyayı yaşanamaz bir yer haline getirme potansiyeline sahip kılınmıştır. İnsanın çok yönlü tercihte bulunabilme iradesiyle donatılmış olması, imtihanı anlamlı kılan en önemli unsurdur.
Hz. Âdem ve eşi yeryüzüne indirilip toplumsal bir hayat sürmeye başladıklarında kendilerine üstünlük olarak verilen eşyanın isimlerini bilme kabiliyeti aynı zamanda onların en büyük imtihanı olarak karşılarına çıkmıştır. İnsanın, toplum ve kâinatla kurmuş olduğu tüm ilişki biçimi, aynı zamanda büyük sınavın birer parçası haline gelmiştir.
Hz. Âdem’in oğulları Habil ve Kabil arasında geçen olay, bahse konu olan imtihanın girift yapısını gösteren, ilk döneme ait çok önemli bir kıssadır. İslamî Hareket’in varoluşsal kökleri işte bu ilk döneme kadar dayandırılabilir.
Bazıları için İslamî Hareket ile insanlığın başlangıcı arasında kurulan bu doğrudan bağ, abartılı bir ilişki kurma şekli olarak görülebilir. Zira İslam ümmeti birkaç yüzyıldır olayları yenilgi psikolojisiyle okumaya başlamıştır. Bu talihsiz durumdan Kur’ân ve tarih okumaları da olumsuz olarak etkilenmiştir. Halbuki daha önceki Müslüman âlimlerin tarih tasnifleri bir bakıma peygamberlerin tevhid mücadelesinin anlatımı şeklindedir. Yani tarihin özünü hak ve batıl arasında geçen mücadele oluşturmaktadır.
Bu bağlamda eşyaya isim verme, vakıayı tanımlama bahsinin ne kadar da önemli olduğu, kıyamete kadar devam edecek bu sürecin İslamî Hareket, İslamcılık tartışmalarında sürekli olarak kendisini açığa vurduğu ve Müslümanların bilgi, kavram üretme meselesini çok daha fazla ciddiye almaları gerektiği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Zira kendi kavramlarını üretemeyenler başkalarının tanımladığı kalıplara mahkûm olurlar. Altı doldurulmamış kavramların slogandan öte bir anlam taşımayacağı da ayrı bir gerçekliktir. Bununla birlikte, milyonlarca İslamî Hareket mensubunun bu kutlu yürüyüşün temel ilkelerini savunmak için meydanlarda yer aldığı bir dönemde bile “İslamî Hareket bitti”, “İslamcılığın sonu geldi” gibi içi boş sözleri, efendilerinin kulaklarına fısıldamasıyla medyada gündemleştiren şüpheli kalemlerin kamuoyu vicdanında mahkûm edilmesi gerekir. Bu bağlamda İslamî Hareket’i kendi kavramlarıyla tüm dünyanın tanıması için yoğun bir literatür oluşturulmalıdır.
Müslümanların bilgi üretiminde, hayata dokunup ona etki eden ve insanların sorunlarını çözen projeler geliştirme hususunda bir süredir yetersiz kaldıkları doğrudur. Bununla birlikte geçmişte ve günümüzde gerçekleştirdikleri faydalı işleri ifade edip onları kavramsal bir çerçevede insanlığa sunma noktasında da gerekli performansı gösteremediği aşikârdır…
Önsöz: 11
Giriş: İslamî Hareket: 17
Tanım: 23
Birinci Bölüm: İlkeler: 27
Kur’ân ve Sünnet (İslamî Hareket’in Dayanağı): 27
Tevhid: 31
Okuma Parçası 1: Tevhid Eksenli Bir Hürriyet Anlayışı: 38
Sâlih Amel-İbadet: 42
Adalet: 47
Bütüncül İslam Anlayışı: 54
Ümmet-Kardeşlik: 58
Okuma Parçası 2: Direnişten Dirilişe İslam Ümmeti: 62
Şûra-Fikri Liderlik: 67
Cihad: 70
Emri bi’l Ma’rûf Nehy-i ani’l Münker: 74
İçtihat-İslam’ın Evrenselliği: 77
Duruş Sahibi Olmak-İstikamet-Doğruluk: 81
Hareket’in Teşkilatlanma Modeli: Cemaat: 86
Davet ve Hareket Metodu: 92
Ahlakilik-Başarı Anlayışı: 97
Okuma Parçası 3: Düşmana Benzeyince Kazanan Kim Oluyordu?: 100
Kevni Ayetler ve İmar Görevi: 107
Şahitlikten Şehadete: 111
Okuma Parçası 4: Seyyid Kutub; Cahiliye Karanlığında Bir Kutup Yıldızı: 115
Vasat Ümmet Olmak: En Zor Yol: 119
İhlas-İhsan: 121
Îsâr-Seküler Kapitalist Dünyaya Meydan Okuma: 125
Takva: Toplumsal Dönüşümün Adı: 131
Okuma Parçası 5: Direnişin Adı, Yiğitlerin Meydanı: Rabia: 136
İkinci Bölüm: İlkelerden Kopmanın Sonuçları: 143
Üçüncü Bölüm: İslamî Hareket’in Meseleleri: 155
Düşünsel Meseleler: 155
Yapısal Meseleler: 156
Ahlak Meselesi: 162
Eğitim Meselesi: 164
Aile ve Gençlik Meseleleri: 165
İletişim Meselesi: 166
Düşmanı Tanıma Meselesi: 172
Sosyo-Ekonomik Meseleler: 174
Gelecek Meselesi: 176
Umut/suzluk Meselesi: 178
Sonuç Yerine: 181