
Afrika hiçbir zaman dünyadan kopuk bir kıta olmadı. İlk Hristiyanların sığındığı yerlerden biriydi. Hatta Roma’dan önce Etiyopya Krallığı, Hristiyanlığı resmî din olarak kabul etmişti. Hristiyanlığı benimseyen birçok Avrupalı, Habeş ülkesine sığınmıştı. Araplar, Hintliler ve Çinliler ise 8. yüzyılın sonlarından itibaren Doğu Afrika kıyılarına gelerek şehir devletleri kurmuşlardı. Afrika, tarih boyunca ne dış dünyadan koptu ne de tarihin dışında kaldı. Afrikalının temel sorunu, her zaman kendi hikâyesini anlatamamak oldu. Ancak bunu başarabilmesi için önce kendi dilini oluşturması gerekiyor. Bu dil, Afrika’nın geçmişiyle bugünü arasında yapısal bir ilişki kurabildiği ölçüde oluşabilir.
Afrika üzerine yazanların; akademik çalışmalar yürü-
tenlerin, sivil toplum faaliyetleriyle meşgul olanların or-
tak bir sorusu vardır: Afrika bizim neyimiz olur? Bu soru,
kendi içinde başka bir sorunu daha barındırır. Afrika’ya
olan mesafemizin, hatta Afrika’dan uzak kalmışlığımızın
sorunudur bu. Biz bu coğrafyadan ne kadar uzak kaldık?
Bugün neden Afrika ile yeniden bir ilişki kurma ihtiyacı
hissediyoruz.
Tanzimat sonrası Türk aydını için Afrika giderek
uzaklaşmış, yönünü başka coğrafyalara çevirmek zorun-
da kalmıştı. Yeni dönem aydın kuşağının ilgisi 1950’li
yıllara kadar Afrika’ya pek yönelmedi; daha çok Avrupa,
ardından ABD popüler hâle geldi.
Oysa bu kıtayla yolculuğumuz Anadolu’dan çok daha
önce başlamıştı. Türkler, Anadolu’ya gelmeden önce Af-
rika’yı keşfetmiş, bu coğrafyada devletler kurmuşlardı.
Bugün Afrika’nın Ekvator kuşağının kuzeyinde ayak ba-
sılmamış yer neredeyse kalmamıştı. Nijer’den Eritre’ye
uzanan geniş bir coğrafyada bu kültürel mirasın izlerini
görmek mümkündür.
Afrika’daki mirasımız açısından beni en çok heye-
canlandıran isimlerden biri ise Ebubekir Efendi’dir. 19. yy’da onun Güney Afrika’ya gelişi ve eğitim, hukuk, bilim
alanlarında ortaya koyduğu çalışmalar son derece dikkat
çekicidir. Ebubekir Efendi’yi kendisinden önce ve sonra
gelenlerden farklı kılan en önemli özellik, Güney Afrika
ile kurduğu güçlü bağ ve bu coğrafyayla özdeşleşmesidir.
Bugün Güney Afrika’nın neresine giderseniz gidin, onun
izlerine rastlamanız mümkündür. O; bir âlim, bir hukuk
adamı ve eğitimci olduğu kadar, aynı zamanda sosyal bir
zanaat ve sanat ustasıdır. Âdeta Güney Afrika’da Osmanlı
kimliğini yeniden inşa etmiş, vefatından sonra da ardında
güçlü bir kültürel miras ve bir nesil bırakmıştır.
Ebubekir Efendi’nin etkisi o denli güçlüdür ki, onun
mirasını görmezden gelerek bu coğrafyada kalıcı bir şey
yapmak neredeyse mümkün değildir. O, aynı zamanda
geleneğimizin sembolüdür. Ne var ki uzun yıllar boyunca
görmezden gelinmiş, Güney Afrika ile birlikte ihmal edil-
miştir. Son yirmi yılda akademisyenlerin Ebubekir Efen-
di’yi yeniden keşfetmesi, Türkiye ile Güney Afrika ara-
sındaki derin bağların tekrar kurulmasına önemli katkılar
sağlamıştır.
Bizim coğrafyamızda ise Afrika’yı “keşfe çıkanların”
görüntüsü daha çok sivil toplum kuruluşları aracılığıyla
şekillendi. 1990’lı yıllardan sonra pek çok STK, Afrika’ya
yoğun bir şekilde yardım faaliyetleri düzenledi. Bu çalış-
maların özünde, Afrika’nın fakir, yoksul, yoksun ve muh-
taç bir kıta olarak algılanmasının büyük etkisi vardı. Ne
yazık ki bugün dahi birçok insanımızın zihninde Afrika,
hâlâ yardım dağıtılacak, su kuyusu açılacak, keçi verilecek
bir yer olarak görülmektedir.
Oysa Afrika, doğal kaynakları ve insan birikimi açı-
sından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bu zen-
İbrahim Tığlı
11
ginlik, her nedense bizler tarafından uzun süre yeterince
anlaşılamadı. Belki de bu nedenle Afrika’da en çok su ku-
yusu açan ülkelerden biri olmamızla övünür hâle geldik.
Benim Afrika’yı keşfetmem 1990’lı yılların ortalarında
başladı. İlgi duyduğum ilk ülke Sudan oldu. Sudan üzeri-
ne okumaya ve yazmaya başladım. Bu ilgimin arkasında
merhum Hasan Turabi’nin önemli bir etkisi vardır. Afri-
ka’da ilk gördüğüm ülke Sudan olmasa da –ilk durağım
Mısır’dı– Sudan’ın üzerimde bıraktığı etki çok daha derin
oldu. Mısır mimarisiyle beni etkilemişti; ancak Sudan’ın
ruhu bambaşkaydı. 2000’li yılların başlarında başta Sudan
olmak üzere birkaç Afrika ülkesine kısa süreli yolculuk-
lar yaptım. Artık okuduğum Afrika’yı yerinde görmeye
başlamıştım. Beni bu kıtaya çeken şey, salt entelektüel bir
ilginin ötesindeydi; insanın kendini bulmasına benzer bir
hâldi bu.
Rahmetli Akif Emre ağabey, Afrika üzerine düzenli
olarak yazılar yazmamı tavsiye etti. Böylece Afrika ya-
zarlığı serüvenim de başlamış oldu. Dönüp arkama bak-
tığımda, Afrika üzerine beş yüzün üzerinde yazı kaleme
aldığımı fark ettim. Bu yazılar Dünya Bülteni, Gerçek Hayat
Dergisi, Yeni Şafak Gazetesi ve şu an adını hatırlayamadı-
ğım pek çok mecrada yayınlandı.
Afrika da uzun yıllar da yaşadım. Sudan, Güney Af-
rika, Etiyopya, Sierra Leone başta olmak üzere, haritaya
baktığımda otuzdan fazla Afrika ülkesine gitmiş oldu-
ğumu görüyorum. Buna rağmen içimde hep bir eksiklik
vardı: Kitap. Ne gariptir ki Afrika üzerine bir kitap yazma
fikri uzun süre içimden gelmedi. Dergi veya internet ya-
zıları, yazma ihtiyacımı karşılıyor gibiydi. Bazı yayıncı ve
editör dostlardan kitap teklifleri aldım; ancak kendimi bir
türlü hazır hissetmedim.
Yeni Şafak Kültür Sanat Editörü Sevda Dur Hanım,
Gerçek Hayat dergisinde yayımlanan yazılarımı bir dosya
hâline getirmişti. Ancak bu dosyayı kitaplaştıracak cesare-
ti ve kararlılığı uzun süre kendimde bulamadım. Nihayet,
Mehmet Bulayır ve Mustafa Özel’in kitap yazmam yö-
nündeki ısrarlı talepleri beni buna mecbur bıraktı.
Elinizdeki bu kitap adı geçen mecralarda yayımlanan
bazı yazıların bir araya getirilmesiyle oluştu. Her yazıda
bir yaşanmışlık var. Bu yaşanmışlıkların amacı, Afrika’yı
biraz daha yakından ve sahici bir şekilde okurun önüne
koymaktı. Yazıların kaleme alındığı dönemde Afrika ile
ilgili elde olan bilgilerde ciddi bir boşluk vardı; bugün ise
bu boşluğun yavaş yavaş dolduğunu görüyoruz. Artık Af-
rika üzerine yazan yazarlar, çalışan akademisyenler var.
Genel yazılar yerini daha tematik çalışmalara bırakmaya
başladı.
Buradan okurlara kendi adıma sevindirici bir haberi
de paylaşmak isterim: Afrika konulu kitap çalışmalarım
devam edecek. Muhtemelen bundan sonraki eserler, daha
çok tematik yazılardan oluşacak.
Son olarak, kitabın ortaya çıkış sürecinde, benim du-
rağanlığıma karşı büyük bir direnç ve benden çok daha
fazla özveri gösteren Şecere Yayınları Genel Yayın Yönet-
meni Mehmet Bulayır ve editörüm Amine Kübra Hanım’a
teşekkür etmek istiyorum.
İbrahim TIĞLI
2026
Bölüm I
Bir Başka Afrika
Herkesin Farklı Bir Afrika’sı Var_
15
____________________
Şimdi Güney’e Göç Zamanı_
20
________________________
Pan-Afrikanizm Öldü! Yaşasın Afrika Birliği_
25
_________
Diriliş Dille Olacaktır_
30
______________________________
Sinema Dilini Yeniden Kurgulamak _
34
_________________
Zenofobiden Afrofobiye: Yeni Tehlike_
38
_______________
Şiir Bir Direniş Çağıltısıdır _
44
_________________________
Svahili Bir Dilin Değil Medeniyetin Adıdır_
48
___________
Muz Cumhuriyeti Değil, Muz Kültürü_______________
52
Müzik Bir Varolma Biçimidir_
56
_______________________
Kendi Hikâyemizi Anlatmak_
60
_______________________
Kamera… Stop!..__________________________________
64
Çay, Kahve ve Kakao_
68
_____________________________
Kahve Sadece Bir Kahve Midir?_
72
Bölüm II
Afrika’da İnançlar
Afrika’da İnanç Savaşı: Azalan Müslümanlar, Yükselen
Misyonerlik_
___________________________________________
Papa Afrika’da Günah Çıkardı Mı?_
_______________________
Gambiya Artık Bir İslam Devleti_
_________________________
Siyah Afrikalı Yahudiler_
________________________________
Addis Ababa’nın Üç Camiî_
______________________________
79
84
88
92
96
Güney Afrika’da Cape Malay Kültürü ve Mevlit_
100
__________
Maputo’da “Müslüman Saati”_
105
__________________________
Bölüm III
Küresel Güçlerin
Merkezindeki Kıta
Afrika’da Evanjelistlerin Politik Mücadelesi_
113
_________
Sömürgeciliğin Faydaları Var Mı?_
118
__________________
Çin Afrika’nın Nesi Olur? _
122
________________________
Afrika’da Konfüçyüs Okumak _
127
____________________
Afrika’da Suudi Arabistan-İran Rekabeti_
132
____________
Uluslararası Ceza Mahkemesi Afrika Ülkelerine
Karşı Mı Kuruldu?_
137
Bölüm II
Afrika’da İnançlar
Afrika’da İnanç Savaşı: Azalan Müslümanlar, Yükselen
Misyonerlik_
___________________________________________
Papa Afrika’da Günah Çıkardı Mı?_
_______________________
Gambiya Artık Bir İslam Devleti_
_________________________
Siyah Afrikalı Yahudiler_
________________________________
Addis Ababa’nın Üç Camiî_
______________________________
79
84
88
92
96
Güney Afrika’da Cape Malay Kültürü ve Mevlit_
100
__________
Maputo’da “Müslüman Saati”_
105
__________________________
Bölüm III
Küresel Güçlerin
Merkezindeki Kıta
Afrika’da Evanjelistlerin Politik Mücadelesi_
113
_________
Sömürgeciliğin Faydaları Var Mı?_
118
__________________
Çin Afrika’nın Nesi Olur? _
122
________________________
Afrika’da Konfüçyüs Okumak _
127
____________________
Afrika’da Suudi Arabistan-İran Rekabeti_
132
____________
Uluslararası Ceza Mahkemesi Afrika Ülkelerine
Karşı Mı Kuruldu?_
137
Zanzibar: Köleliğin Tarihi_
222
_________________________
Somali Bölgesi Neden Önemli?_
226
____________________
Soweto’da Yere Düşen Fidanlardık_
229
_________________
Dördüncü Kutsal Şehir ve Rimbaud_
233
________________
Kilimanjaro’nun Tepesinden Bakmak_
236
_______________
Festivaller Ülkesi Etiyopya_
241
________________________
Nairobi’nin Gözleri_
245
______________________________
Yoksulluk, Yolsuzluk, Yoksunluk_
249
__________________
Bölüm VI
Biz e Afrika
Harar’da Bir Aileniz Var_
255
__________________________
Güney Afrika’daki Son Osmanlı_
259
___________________
Osmanlı Afrikası ya da Bilâd-ı Sudan_
263
_______________
Osmanlı’nın Afrika’daki Adaları: Sevakin, Zeyla,
Masavva_
268
________________________________________
Negaş Diye Bir Yer Var İlk Hicretimizde_
272
____________
Yeni Sömürgecilik: Açlık Politikası_
277
_________________
Yardım mı, Yatırım mı?_
281
___________________________
Türkiye Algısı Yükselişte_
285

Afrika hiçbir zaman dünyadan kopuk bir kıta olmadı. İlk Hristiyanların sığındığı yerlerden biriydi. Hatta Roma’dan önce Etiyopya Krallığı, Hristiyanlığı resmî din olarak kabul etmişti. Hristiyanlığı benimseyen birçok Avrupalı, Habeş ülkesine sığınmıştı. Araplar, Hintliler ve Çinliler ise 8. yüzyılın sonlarından itibaren Doğu Afrika kıyılarına gelerek şehir devletleri kurmuşlardı. Afrika, tarih boyunca ne dış dünyadan koptu ne de tarihin dışında kaldı. Afrikalının temel sorunu, her zaman kendi hikâyesini anlatamamak oldu. Ancak bunu başarabilmesi için önce kendi dilini oluşturması gerekiyor. Bu dil, Afrika’nın geçmişiyle bugünü arasında yapısal bir ilişki kurabildiği ölçüde oluşabilir.
Afrika üzerine yazanların; akademik çalışmalar yürü-
tenlerin, sivil toplum faaliyetleriyle meşgul olanların or-
tak bir sorusu vardır: Afrika bizim neyimiz olur? Bu soru,
kendi içinde başka bir sorunu daha barındırır. Afrika’ya
olan mesafemizin, hatta Afrika’dan uzak kalmışlığımızın
sorunudur bu. Biz bu coğrafyadan ne kadar uzak kaldık?
Bugün neden Afrika ile yeniden bir ilişki kurma ihtiyacı
hissediyoruz.
Tanzimat sonrası Türk aydını için Afrika giderek
uzaklaşmış, yönünü başka coğrafyalara çevirmek zorun-
da kalmıştı. Yeni dönem aydın kuşağının ilgisi 1950’li
yıllara kadar Afrika’ya pek yönelmedi; daha çok Avrupa,
ardından ABD popüler hâle geldi.
Oysa bu kıtayla yolculuğumuz Anadolu’dan çok daha
önce başlamıştı. Türkler, Anadolu’ya gelmeden önce Af-
rika’yı keşfetmiş, bu coğrafyada devletler kurmuşlardı.
Bugün Afrika’nın Ekvator kuşağının kuzeyinde ayak ba-
sılmamış yer neredeyse kalmamıştı. Nijer’den Eritre’ye
uzanan geniş bir coğrafyada bu kültürel mirasın izlerini
görmek mümkündür.
Afrika’daki mirasımız açısından beni en çok heye-
canlandıran isimlerden biri ise Ebubekir Efendi’dir. 19. yy’da onun Güney Afrika’ya gelişi ve eğitim, hukuk, bilim
alanlarında ortaya koyduğu çalışmalar son derece dikkat
çekicidir. Ebubekir Efendi’yi kendisinden önce ve sonra
gelenlerden farklı kılan en önemli özellik, Güney Afrika
ile kurduğu güçlü bağ ve bu coğrafyayla özdeşleşmesidir.
Bugün Güney Afrika’nın neresine giderseniz gidin, onun
izlerine rastlamanız mümkündür. O; bir âlim, bir hukuk
adamı ve eğitimci olduğu kadar, aynı zamanda sosyal bir
zanaat ve sanat ustasıdır. Âdeta Güney Afrika’da Osmanlı
kimliğini yeniden inşa etmiş, vefatından sonra da ardında
güçlü bir kültürel miras ve bir nesil bırakmıştır.
Ebubekir Efendi’nin etkisi o denli güçlüdür ki, onun
mirasını görmezden gelerek bu coğrafyada kalıcı bir şey
yapmak neredeyse mümkün değildir. O, aynı zamanda
geleneğimizin sembolüdür. Ne var ki uzun yıllar boyunca
görmezden gelinmiş, Güney Afrika ile birlikte ihmal edil-
miştir. Son yirmi yılda akademisyenlerin Ebubekir Efen-
di’yi yeniden keşfetmesi, Türkiye ile Güney Afrika ara-
sındaki derin bağların tekrar kurulmasına önemli katkılar
sağlamıştır.
Bizim coğrafyamızda ise Afrika’yı “keşfe çıkanların”
görüntüsü daha çok sivil toplum kuruluşları aracılığıyla
şekillendi. 1990’lı yıllardan sonra pek çok STK, Afrika’ya
yoğun bir şekilde yardım faaliyetleri düzenledi. Bu çalış-
maların özünde, Afrika’nın fakir, yoksul, yoksun ve muh-
taç bir kıta olarak algılanmasının büyük etkisi vardı. Ne
yazık ki bugün dahi birçok insanımızın zihninde Afrika,
hâlâ yardım dağıtılacak, su kuyusu açılacak, keçi verilecek
bir yer olarak görülmektedir.
Oysa Afrika, doğal kaynakları ve insan birikimi açı-
sından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bu zen-
İbrahim Tığlı
11
ginlik, her nedense bizler tarafından uzun süre yeterince
anlaşılamadı. Belki de bu nedenle Afrika’da en çok su ku-
yusu açan ülkelerden biri olmamızla övünür hâle geldik.
Benim Afrika’yı keşfetmem 1990’lı yılların ortalarında
başladı. İlgi duyduğum ilk ülke Sudan oldu. Sudan üzeri-
ne okumaya ve yazmaya başladım. Bu ilgimin arkasında
merhum Hasan Turabi’nin önemli bir etkisi vardır. Afri-
ka’da ilk gördüğüm ülke Sudan olmasa da –ilk durağım
Mısır’dı– Sudan’ın üzerimde bıraktığı etki çok daha derin
oldu. Mısır mimarisiyle beni etkilemişti; ancak Sudan’ın
ruhu bambaşkaydı. 2000’li yılların başlarında başta Sudan
olmak üzere birkaç Afrika ülkesine kısa süreli yolculuk-
lar yaptım. Artık okuduğum Afrika’yı yerinde görmeye
başlamıştım. Beni bu kıtaya çeken şey, salt entelektüel bir
ilginin ötesindeydi; insanın kendini bulmasına benzer bir
hâldi bu.
Rahmetli Akif Emre ağabey, Afrika üzerine düzenli
olarak yazılar yazmamı tavsiye etti. Böylece Afrika ya-
zarlığı serüvenim de başlamış oldu. Dönüp arkama bak-
tığımda, Afrika üzerine beş yüzün üzerinde yazı kaleme
aldığımı fark ettim. Bu yazılar Dünya Bülteni, Gerçek Hayat
Dergisi, Yeni Şafak Gazetesi ve şu an adını hatırlayamadı-
ğım pek çok mecrada yayınlandı.
Afrika da uzun yıllar da yaşadım. Sudan, Güney Af-
rika, Etiyopya, Sierra Leone başta olmak üzere, haritaya
baktığımda otuzdan fazla Afrika ülkesine gitmiş oldu-
ğumu görüyorum. Buna rağmen içimde hep bir eksiklik
vardı: Kitap. Ne gariptir ki Afrika üzerine bir kitap yazma
fikri uzun süre içimden gelmedi. Dergi veya internet ya-
zıları, yazma ihtiyacımı karşılıyor gibiydi. Bazı yayıncı ve
editör dostlardan kitap teklifleri aldım; ancak kendimi bir
türlü hazır hissetmedim.
Yeni Şafak Kültür Sanat Editörü Sevda Dur Hanım,
Gerçek Hayat dergisinde yayımlanan yazılarımı bir dosya
hâline getirmişti. Ancak bu dosyayı kitaplaştıracak cesare-
ti ve kararlılığı uzun süre kendimde bulamadım. Nihayet,
Mehmet Bulayır ve Mustafa Özel’in kitap yazmam yö-
nündeki ısrarlı talepleri beni buna mecbur bıraktı.
Elinizdeki bu kitap adı geçen mecralarda yayımlanan
bazı yazıların bir araya getirilmesiyle oluştu. Her yazıda
bir yaşanmışlık var. Bu yaşanmışlıkların amacı, Afrika’yı
biraz daha yakından ve sahici bir şekilde okurun önüne
koymaktı. Yazıların kaleme alındığı dönemde Afrika ile
ilgili elde olan bilgilerde ciddi bir boşluk vardı; bugün ise
bu boşluğun yavaş yavaş dolduğunu görüyoruz. Artık Af-
rika üzerine yazan yazarlar, çalışan akademisyenler var.
Genel yazılar yerini daha tematik çalışmalara bırakmaya
başladı.
Buradan okurlara kendi adıma sevindirici bir haberi
de paylaşmak isterim: Afrika konulu kitap çalışmalarım
devam edecek. Muhtemelen bundan sonraki eserler, daha
çok tematik yazılardan oluşacak.
Son olarak, kitabın ortaya çıkış sürecinde, benim du-
rağanlığıma karşı büyük bir direnç ve benden çok daha
fazla özveri gösteren Şecere Yayınları Genel Yayın Yönet-
meni Mehmet Bulayır ve editörüm Amine Kübra Hanım’a
teşekkür etmek istiyorum.
İbrahim TIĞLI
2026
Bölüm I
Bir Başka Afrika
Herkesin Farklı Bir Afrika’sı Var_
15
____________________
Şimdi Güney’e Göç Zamanı_
20
________________________
Pan-Afrikanizm Öldü! Yaşasın Afrika Birliği_
25
_________
Diriliş Dille Olacaktır_
30
______________________________
Sinema Dilini Yeniden Kurgulamak _
34
_________________
Zenofobiden Afrofobiye: Yeni Tehlike_
38
_______________
Şiir Bir Direniş Çağıltısıdır _
44
_________________________
Svahili Bir Dilin Değil Medeniyetin Adıdır_
48
___________
Muz Cumhuriyeti Değil, Muz Kültürü_______________
52
Müzik Bir Varolma Biçimidir_
56
_______________________
Kendi Hikâyemizi Anlatmak_
60
_______________________
Kamera… Stop!..__________________________________
64
Çay, Kahve ve Kakao_
68
_____________________________
Kahve Sadece Bir Kahve Midir?_
72
Bölüm II
Afrika’da İnançlar
Afrika’da İnanç Savaşı: Azalan Müslümanlar, Yükselen
Misyonerlik_
___________________________________________
Papa Afrika’da Günah Çıkardı Mı?_
_______________________
Gambiya Artık Bir İslam Devleti_
_________________________
Siyah Afrikalı Yahudiler_
________________________________
Addis Ababa’nın Üç Camiî_
______________________________
79
84
88
92
96
Güney Afrika’da Cape Malay Kültürü ve Mevlit_
100
__________
Maputo’da “Müslüman Saati”_
105
__________________________
Bölüm III
Küresel Güçlerin
Merkezindeki Kıta
Afrika’da Evanjelistlerin Politik Mücadelesi_
113
_________
Sömürgeciliğin Faydaları Var Mı?_
118
__________________
Çin Afrika’nın Nesi Olur? _
122
________________________
Afrika’da Konfüçyüs Okumak _
127
____________________
Afrika’da Suudi Arabistan-İran Rekabeti_
132
____________
Uluslararası Ceza Mahkemesi Afrika Ülkelerine
Karşı Mı Kuruldu?_
137
Bölüm II
Afrika’da İnançlar
Afrika’da İnanç Savaşı: Azalan Müslümanlar, Yükselen
Misyonerlik_
___________________________________________
Papa Afrika’da Günah Çıkardı Mı?_
_______________________
Gambiya Artık Bir İslam Devleti_
_________________________
Siyah Afrikalı Yahudiler_
________________________________
Addis Ababa’nın Üç Camiî_
______________________________
79
84
88
92
96
Güney Afrika’da Cape Malay Kültürü ve Mevlit_
100
__________
Maputo’da “Müslüman Saati”_
105
__________________________
Bölüm III
Küresel Güçlerin
Merkezindeki Kıta
Afrika’da Evanjelistlerin Politik Mücadelesi_
113
_________
Sömürgeciliğin Faydaları Var Mı?_
118
__________________
Çin Afrika’nın Nesi Olur? _
122
________________________
Afrika’da Konfüçyüs Okumak _
127
____________________
Afrika’da Suudi Arabistan-İran Rekabeti_
132
____________
Uluslararası Ceza Mahkemesi Afrika Ülkelerine
Karşı Mı Kuruldu?_
137
Zanzibar: Köleliğin Tarihi_
222
_________________________
Somali Bölgesi Neden Önemli?_
226
____________________
Soweto’da Yere Düşen Fidanlardık_
229
_________________
Dördüncü Kutsal Şehir ve Rimbaud_
233
________________
Kilimanjaro’nun Tepesinden Bakmak_
236
_______________
Festivaller Ülkesi Etiyopya_
241
________________________
Nairobi’nin Gözleri_
245
______________________________
Yoksulluk, Yolsuzluk, Yoksunluk_
249
__________________
Bölüm VI
Biz e Afrika
Harar’da Bir Aileniz Var_
255
__________________________
Güney Afrika’daki Son Osmanlı_
259
___________________
Osmanlı Afrikası ya da Bilâd-ı Sudan_
263
_______________
Osmanlı’nın Afrika’daki Adaları: Sevakin, Zeyla,
Masavva_
268
________________________________________
Negaş Diye Bir Yer Var İlk Hicretimizde_
272
____________
Yeni Sömürgecilik: Açlık Politikası_
277
_________________
Yardım mı, Yatırım mı?_
281
___________________________
Türkiye Algısı Yükselişte_
285